30 Nisan 2017 Pazar

Sinemanın Hikayesi - Dünden Bugüne

  
Siyah Beyaz Kuşak – Sinemanın Hikâyesi



      1800’lü yılların sonunda yeni bir sanat formu keşfedildi. Hayallerimize benziyordu. Filmler artık multi milyarlık bir global eğlence sektörü. Ama onları yöneten gişe başarısı ya da gösteri dünyası değil. Tutku, sevgi. Bu tutkuyu bulmak için dünyayı dolaşalım sinemanın hikâyesini birlikte dinleyelim[1].
Rene Briot der ki; "Bütün öbür sanatlarda olduğu gibi sinemada da yalnızca ustalar vardır." Sinema bugününe ustaları sayesinde geldi. Tüm bu olanlar yaşanmadan önce toplumun daha yavaş dönüşümünü sağlayacak araçlar da vardı elbette. Gölge oyunları, tiyatrolar ve tek kişilik gösterimler bu araçlardan bir kaçıdır. Türkiye’de ise sizlerin de iyi bildiği Karagöz ve Hacivat günlük hayatta önemli yer tutmaktaydı. Dünya dönmeye devam ederken antik yunanda kimsenin göremediği bir şeyleri gördü Aristo; Obscura.
Kamera Obscura fotoğraf makinalarının atasıdır, fotoğraflarda sinemanın. En basit şekliyle bir duvarında küçük bir delik bulunan karartılmış bir odadır. Bu delikten geçen ışık karşı duvarda, dışarıdaki görüntünün baş aşağı gelmiş biçimini oluşturmaktadır. Bu olaya ilk kez M.Ö. 4. yüzyılda Aristo tarafından değinilmiş, daha sonra geliştirilerek resim yapımında kullanılmıştır.
                                       

                        Şekil 1      Kaynak: Sinemanın Doğuşu[2],   Kamera Obscura


Sinemanın kökeninde yer alan görüntünün retinada iz bırakması olgusu, çok eskiden, muhtemelen 10. yüzyılın sonundan beri biliniyordu. Temelini buradan alan birçok teknik gelişme bunu takip etti; Belçikalı bir fizikçi, Joseph Plateau, 1832'de fenakistiskop'u icat etti. Bu alet belli bir hareketin aşamalarını saptayan bir dizi görüntüye sırasıyla ve hızla bakıldığında gözde hareket aldanması yaratmaya yarıyordu. 1851 'de Jules Duboscq, elle çizilmiş ya da renklendirilmiş görüntülerin yerine fotoğraf kullanmayı denedi. Stereofantaskop ya da biyoskop denilen bu yeni alet sonradan birçok değişikliğe uğradı ve geliştirildi. 1853'te Avusturyalı Uchatius büyülü fener ile fenakistiskop’u birleştirerek hareketli görüntüleri bir ekrana yansıtmayı başardı. Bu düşünce sonradan, 1870'te, özellikle Bourbouze ve Heyl tarafından yeniden ele alındı. 1892'de Thomas Edison kinetograf adlı bir çekim makinasının telif hakkını tescil ettirdi. Ne yazık ki filmleri görmeyi sağlayan kinetoskop görüntüyü ekrana yansıtma olanağından yoksundu; çünkü bu alet, filmin bir büyütecin ardında düzenli bir hızla döndüğü. Bir kutudan ibaretti. Bu yüzden görüntüler küçüktü ve ancak tek bir seyirci tarafından izlenebilmekteydi. Thomas Edison ile başlayan serüvende Sinematografı icat etme onuru Fransız kardeşler Louis ve Auguste Lumiere’e aittir. Sinema tarihinin mihenk taşları sayılan Lumiere Kardeşler Yedinci Sanat’ın ilk ustalarındandır.

 Sinema makinası bir projeksiyon aleti olup, film kamerası tarafından kaydedilen seri haldeki görüntüleri ekrana yansıtır. Görüntüler gözün fark edemeyeceği hızla değiştiği için, ekrandaki görüntü hareketli zannedilir. Bu hadise güneşe çok az bakıp gözünü kapatan bir kişinin gözünde, bir müddet karartı izinin devam etmesi esasına dayanır. Sinema makinasının prensip olarak ışık üreten bir lambası, ışığı yansıtan reflektörü, film şeridini belli bir hızla hareket ettiren mekanizma, film hızı ile koordineli olarak ışığı kesip tekrar açan, döner diyafram mekanizması ve mercekleri vardır. Işığın kesilip açılma sayısı saniyede 24 veya 48 adettir. Bu sayılar ışık titreşimini azaltmak içindir.

                                              

                              Şekil 2   Kaynak: Sinemanın Doğuşu,    Kinetoskop


Lumiere Kardeşlerin kamuya açık ilk gösteri 22 Mart 1895'te, Bilimler Akademisi Başkanı, astronom Mascart'ın başkanlık ettiği Ulusal Sanayiyi Özendirme Derneği üyeleri önünde yapıldı. Lumiere'in sinematografı, aynı yılın 28 Aralık tarihinden itibaren Paris'teki Grand Cafe'nin bodrum katında halka açık gösterilerde kullanılmaya başladı. Fakat o zaman ki insanlar neye şahit olduklarının ve Lumiere Kardeşlerin ne yaptığından kimsenin haberi yoktu.

 İlk sinema sadece siyah beyaz hareketli görüntüden ibaretti. Sessiz sinema döneminde Lumiere Kardeşler daha çok günlük hayatı konu alan ve aktüalite filmler yaptılar. Bu filmler daha çok ticari amaçlı yapımlardı. Ticari gelenekten kopartan ve sinemanın asıl gücünü veren yönetmen Georges Melies oldu. 1902 yılında çekilen Aya Yolculuk filmi bugün dahi kullandığımız sinema teknikleri ile bizlere armağan edilmiş oldu. İlk sinema filmleri tiyatrolardan uyarlanarak çekildi. Ardından bu alanı romanlar doldurdu ve gelişimi sınır tanımadan devam eder oldu. Dünya tarihini değiştiren I.Dünya Savaşı sinemanın yeni yollar ve kendi kendini keşfedecekti. Fransa da başlayan fakat savaş nedeni ile düşüş trendine giren alan Amerikan sinemasını güçlendiriyordu. 1914'ten başlayarak Amerikan film piyasasına hakim oldular ve Los Angeles'in yirmi km kadar dışındaki, iki yüz nüfuslu, küçük bir yerli yerleşim merkezinde, Hollywood'da şirketler kurdular. Bu yer dünya sinemasının başkenti, "sinemanın Mekke'si" olacaktı. Bu süreçte hayatımıza birçok usta girecek ve bir daha çıkmayacaktı;  David Wark Griffith, Thomas Harper, Buster Keaton, Max Linder, Charlie Chaplin ve sayamadığım onlarca usta her birinin yeri hatırı sayılır kalacaktır.

          7.Sanat Sinema Kulübü olarak bir grup öğrenci ile İstanbul Üniversitesinde faaliyet göstermekteyiz. Kulübün bu yıl etkinlik takvimine günümüz dijital formatından uzaklaşıp 1976 yapım Sinema Makinesi ile sinemanın önemli dalı olan canlandırma sanatı, bilinen adıyla çizgi film, gösterimi yaptık. Bir an olsun bulunduğumuz dünyadan ayrıldık ve makinenin büyüsüne kapılarak nostalji yaptık. 8 mm film şeritleri ile Tom ve Jerry, Asteriks ve Sheep Dog çizgi filmlerini gösterdik. Önemli görüyorum ki ilk çizgi film videosunu yazının altında bulacaksınız[3]. Dünden bugüne sinema gelişmeye devam ediyor. Bu süreç devam ettikçe umutlarımız, hayallerimiz ve dünyamız yenileniyor. Bu büyüye karşı koymak söyle dursun hayatımızdan çıktığı zaman eksikliği yaşam enerjisiyle aynı oranda oluyor.(Benim için en azından) Bu enerjiyi ben Lumiere Kardeşlerde buldum. ‘’Lumiere’’ Fransızca ışık anlamına gelir. Onların ışığı bugün bile bize yansımaya devam ediyor. Eğer Lumiere Kardeşlerin bu bilim merakları ve yaşamı yansıtma tutkuları olmasaydı biz bugün bunların hiç birini yapamayacaktık. Bu yüzdendir ki önlerinde saygıyla eğilmekten kendimi alamıyor ve onları canı gönülden alkışlıyorum.  




[1] The Story Of Film An Odyssey
[2] megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/...pdf/Diğer%20Ülke%20Sinemaları.pdf
[3] https://www.youtube.com/watch?v=aEAObel8yIE

20 Nisan 2017 Perşembe

The Black Hole - Duygular Zaaflık Mı? Güç Mü?




The Black Hole - Kara Delik

İnsan duygularını dizginlemekte çeşitli yöntem geliştirmiş ve çağlar boyunca uygulamıştır. Din, kültür, gelenek ve görenekler bir yönü ile duygularını isteklerini dizginlemek veya dile getirme yöntemleri olarak alanlar yaratmıştır. Öyle ki bazı duygularımız hiçbir zaman kalıplara sokamaz ve dizginlenemez. Açgözlülük, sabırsızlık hatta güzel duygularımız; aşk, zamanla heyecan, ölçüsünü kurmakta sıkıntılarımız olmuştur. Kara Delik kısa filminde açgözlülüğün ve anlık kararı ile duygusunun hemen dile gelip bunu faaliyete geçiren insanın sonunda kapalı kalacağı bir kutu her zaman olacaktır. İki buçuk dakikada ne anlatılır, neleri resmeder gibi sorularında ışında anlatılan ve kurgulanan kısa film bizlerin zayıf kör noktasına dikkat çekiyor. Konusu ve kurgusuyla iki buçuk dakika boyunca izleyiciyi hem eğlendiren hem düşündüren bir yapıya sahip olan film bana birazda Christopher Nolan vari bir yaklaşım geldi.

Anlamış olacaksınız ki bu durum yatırılması veya ortadan kaldırılması mümkün değildir. Eğer bir ihtimal varsa ki oda duygusuzlaşmak olacaktır. İnsanın diğer canlılardan aklın yanında birçok karmaşık duyguyu da içinde barındırdığı zaman Sapienslerden ayrılarak insan konumuna geçiyor. Çağlar boyunca bu kompleks yapı kimi için bir zayıflık belirtisi kimi içinse gücün kaynağıydı. 1940’ların Almanya devlet adamı Adolf Hitler bunu çok iyi kullanarak insanların duygularına hitap ediyordu. Bu bir savaş yöntemi; müzik savaşlarda bu yüzden eşlik ederdi askerin savaşçıların moral seviyelerini yüksek tutar yeri geldiğinde gözü kapalı ölüme girerdi. Tarih bunu iyi kullandı. Dinlerin ilahi bir güç olarak var olması hep bizim içimizde ki güçle orantılı olageldi. Dini cemaatlerin örgütlenmesi toplumda yaygın olan anlayış dinin ne kadar kuvvetli ise o denli güçlü oldu. Fakat bu noktada iyimser davranmak akıl dışı olur. Büyük cemaatler bu zayıflık ya da güçten faydalanarak toplum üstünde baskı kurabilir ve devlet işlerinde etkili lobicilik faaliyetinde bile bulunacak güce erişebilir. Zaaflık ya da gücün bir sembolü müdür?


Meraklarınızı eşeleyin derinde kaybolma duygusunu bir kenara bırakın ve tatmin yolculuğunuz bırakın sizi götürebildiği yerleri keşfedin. Araştırma ruhu insanı çok geliştirdi. Bugünlerine insan merak ve araştırma ile geldi. Yarına yine aynı heyecanla umutla merakla bekliyor ve araştırıyor olacağız. İşte bizlerin gücü bu kanaatimce. Bizlerin açgözlülük, hırs, kıskançlık, umutsuzluk bin bir türlü negatif duyguları dizginlemek bin bir türlü pozitif duygularıma kaldı. Aşk sevgi umut sevinç yaşam gibi umut sözleri veren duyguları içinizde yeşerdiği müddetçe dizginleme başarılı olacaktır. Senaryoyu kurcalayacak olursam biraz; böyle bir kara delik bize armağan mı yoksa bela mı olacağı kişilerin inisiyatifi ile kotarılacaktır. Aslında ismini ilk gördüğümde aklım dünya dışına evrenin merkezine kadar yolculuğum başlar mı diye düşünmüştüm. Burada ki benzerlik ise resmini görmekten başka bir tanışıklığımız olmayan kara delikler hakkındadır. Evrenin bize armağanı mı yoksa bugünün penceresinden âdemi mi temsil ediyor? Sorularımız çok yaşamımız kısıtlı fakat insanlığın ömrü uzun tecrübe ederek öğreneceğiz ya da dünya dışı yaşam formları bizi buldukları an belki onlar anlatırlar bildiklerini. Bugünün ütopyasını kurmak yarının temellerini atmak gibi gelir bana hep bu yüzden hayal kurmaktan kaçınmaz bazen ütopyaları realitelere tercih ederim. Uzun lafı kısası insan kendini çözdüğü oranda dünyada yaşama devam edecek. Filme ulaşabileceğiniz adresleri dipnotta görebilirsiniz[1].  


Sinemanın Hikayesi - Dünden Bugüne

    Siyah Beyaz Kuşak – Sinemanın Hikâyesi       1800’lü yılların sonunda yeni bir sanat formu keşfedildi. Hayallerimize benzi...