5 Mart 2017 Pazar

Yalnızız...



Yalnızız – Peyami Safa

Kitaplar vardır değer yaratır kafanda oluşan sorular silsilesine bir anda yanıt bulur. İşte bu yazarımızın romanı da benim için öyle oldu. Bundan sonra ki adımım yazarın bütün kitaplarını almak olacak. Yazın akışına geçmeden önce Peyami Safa’nın romanına verdiği ismi yorumlayan Agâh Sırrı Levend’in ‘Yalnızız’ adlı makalesinden yalnızlık olgusuna dikkat geçmek isterim;
Öz yurdunda doğup büyüdüğü şehrin uğultulu hayatı içinde kendini yapayalnız bulan insan! Bu, toplumdan kaçan ezelî küskün müdür? Yoksa günlük didişmelerin yükü altında bunalıp da, dinlenme ihtiyacıyla yalnızlığa gömülen edebî yorgun mudur? Hayır, hiçbiri değil; belki tamamıyla tersine olarak, ruhunda ideal hasreti yanan “yalnız adam”dır. [....][1]

Olumsuz bir hava yaratan yalnızlık temalı roman sanırız başlarda. Fakat ilerleyen bölümlerde kitabı süsleyen Safa bilgisini gerçekten kullanmış diyor insan. Ana fikri aslında yıllardır okutulan ve öğrenilen edebiyat bilgilerden farklı değil; Doğu- Batı sentezi. Tabi bunu yapmakla haksız sayılmazlar. Zamanın sürekli devinim içinde olduğunu göz önüne alacak olursak o dönemin atmosferi ve kültür ortamı bu gibi kavramlar etrafında dönüyordu. Doğu- batı sentezi, psikolojik ruh tahsilleri ve batının bizim ülkemizde ki etkileri daha çok gündemde tutulmuş. Ahmet Hamdi Tanpınar gibi değerli yazarlımızla aynı dönemi paylaşan Cumhuriyet Dönemi yazarımız Peyami Safa’da bu gibi konularda roman, deneme, piyes ve hikâye çalışmaları olmuştur. Peyami Safa’nın romanlarını en önemli özelliği ruh tahlillerine önem vermesidir. Yukarda bahsettiğim, Tanzimat Döneminden gelen batılılaşma sorunu doğu-batı gibi sorunları eksen alan Cumhuriyet yazarlarımız üretkenliğini farklı alanlar yaratarak da kullanmıştır. Buna iyi bir örnek olacak ‘Yalnızız’ yerleşmiş inançlar ve yeni değerler çatışmasını yaşayan insanın buhranlarını yansıtır.

Yazarın tercihi doğrultusunda romanda olay örgüsü ikinci planda kalmış; hayatın kronolojik sırasında değil, psikolojik yapısına bağlı ilerlemiş. Romandaki kişiler gerçek hayatta buluna bilir karakterlerdir. Akademi camiasında birçok tartışmayı tetikleyen eser, araştırmalara konu olmuş ve kişiler üzerinde roman üzerinde oldukça çalışmalar görmek mümkün. Örneğin Besim karakterini ‘Sempatik hedonisti’ şeklinde devam eden incelemeler mümkün[2]. Benim odaklanmak istediğim özellikle bir bölüm var. İlerleyen sayfada özetini vereceğim fakat her özette beni kitaba biraz daha yiten ‘Simeranya’ anlatılmıyor. Peyami Safa bir başka karakter olan Samim üzerinden kendi kimliği ve kişiliğini yansıtıyor. Samim bilgili okumuş ve ütopyası olan birisi;
Simeranya! Bu da, romanınızın kahramanlarından Samim'in tasavvur ettiği yeni bir dünyadır; "bugünkü insanın kendi kendisi hakkındaki telakkisinden, bilgisinin temellerine metotlarına ve bütün sosyal müesseseleriyle değer sistemine kadar baştanbaşa inkılaba muhtaç bir dünyanın huzursuzluğunu duyan bir adamın, yüz elli yıl sonraki tekâmül imkânlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir ülke"dir. Kendini yalnız ve başkalarından farklı bulan Samim, bu hayal ülkesini sırası geldikçe kardeşine, yeğenine ve sevgilisine anlatır. Bu ülkede: "bütün zıtlıklarımızı tasfiye eden bir ahenk" vardır. "Simeranya ‘da insanın ruhu, bugün sanıldığı gibi bir iç dünya değildir. Havayı dolduran ve gizliliği kalmayan bir mana kesafetinin fertler tarafından massedilişi ve bütün 1Jarlıldarın birinden ötekine intikal hadisesidir... Orada maddenin katılaşmış bir ruh ve ruhun beş duyumuzca idraki mümkün olmayan ince bir madde olduğu kabul edilmiştir...
" Samim, tasavvur ettiği bu yeni ülkedeki öğretim ve eğitim nizamını şöyle anlatıyor: "Simeranya ‘da her seviyeye göre okuma salonları, laboratuvarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam ederler. Her merak ettikleri mevzu kendileri etüt eder ve öğrenirler. Çocuklar ve gençler için, araştırma metotları gösteren kılavuz-öğretmenler vardır. Bunların vazifeleri öğretmek değil, öğrenmenin yolunu öğretmektir. Çünkü Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi aratmaları neticesinde öğrendiğini bilir.[3]

Yalnızız romanı klasik olay örgüsü ile başlamaz. Yani romanın meselesi okuyucuya en başından anlatılmaz. Yazar, romana hızlı bir girizgâh yapar ve okuyucu kendisini olayların ortasında bulur.[4] Mefharet Hanım ile Besim kahvaltı sofrasında Selmin’in Samim’den yani dayısından hamile kalıp kalmadığına dair şüphelerini tartışırlar. Böylece okur bir anda romanın içerisine dâhil edilmiştir. Karakter romanın başında tanıtılmaz. Roman ilerledikçe okuyucu, karakterleri tanımaya başlar. Roman üç ana bölümden meydana gelir. Bu ana bölümlerin alt bölümleri de vardır. Birinci bölüm Samim’in ablası Mefharet Hanım ile Besim’in, Selmin’in kimden hamile kaldığını öğrenme çabaları ile başlar. Mefharet Hanım ile Besim Samim’den şüphelendikleri için onun içerisinde ütopik bir dünya olarak hayal ettiği Simeranya’nın da olduğu defterini okurlar ve aslında Samim’im Selmin’in okul arkadaşı olan Meral için yazdıklarının Selmin için yazıldığı fikrine kapılırlar. Selmin, nişanlısı Ferhat’ın annesi ile yaşadıkları bir tartışmadan sonra evden kovulmasının intikamını almak için Ferhat ile işbirliği yapmıştır. Kurdukları tuzağa göre Samim’i Ferhat’ın kardeşi Meral’den uzaklaştıracaklardır. Selmin’in hamile gibi davranması da bu oyunun bir gereğidir. Fakat Samim bu oyunu anlar ve Selmin ile işbirliği yapar. Ondan Ferhat’ın planlarını ve Meral’in kendisine söylediği yalanları öğrenir. Romanın ikinci bölümünde ise olay örgüsünün felsefî bir boyut kazandığını görürüz. Özellikle bu kısımda olaydan çok durum tasvirleri, iç konuşma ve bilinç akışına rastlarız. Simeranya’nın boyutları da yine bu bölümde karşımıza çıkar. Bu bölümde Samim, bir Fransa hayranı olan Meral’i kendi değerlerinin çemberine çekmek istemektedir. Meral için Fransa ve lüks önemli bir yer teşkil eder. Meral materyalisttir. Maddenin onun hayatında önemli bir yeri vardır. Samim, Meral’in bu tutumunu çok iyi bilmektedir ve onu bu durumdan kurtarmak ister. Samim’in bütün uyarılarına rağmen Meral, Samim’in ikinci ben dediği materyalist tarafının esiri olmaktan kendini kurtaramaz. Meral’in okul arkadaşı Feriha yaşlı ve zengin bir adamla evlenip Paris’e yerleşmiştir. İstanbul’a döndüğünde ona da yaşlı Şakir Bey’i bulduğunu ve onla evlenip Fransa ‘ya gelmesi gerektiğini telkin eder. Meral tutkularının esiri olmuştur ve Samim’in yaptıkları onun üzerinde gereken tesiri göstermez. Samim’e yalanlar söyleyerek Feriha’nın yönlendirmeleri ile bir hayat yaşamaya çalışır. Samim, Meral’in söylediği bütün yalanları eninde sonunda anlar. Samim bu yalanlara daha fazla dayanamaz ve Meral ile olan ilişkisine son verir. Meral bu sondan sonra kendisini tamamen ikinci benliğinin hâkimiyetine bırakır. Bu bölümün sonu Samim’in, Meral’in annesi Necile’ye yaşadıklarını ve Meral’in yanlışlarını anlatmasıyla son bulur.

Yalnızız romanının son kısmı ikinci bölüme nazaran olayların hızlandığı ve hareketli bir bölümdür. Bunun en önemli sebebi bu bölümde romanın sonuna yaklaşırken bazı düğümleri yazarın çözme isteğidir. Burada Meral, abisi Ferhat’ın kendisine uyguladığı baskıdan tamamen bıkmıştır ve Feriha ile Paris’e kaçma planları yapar. Ferhat ise bu durumun farkına varmıştır. Bu yüzden Meral’i eve kapatıp, anahtarı saklar. Kaçmaya hazırlanan Meral, karşılaştığı durum karşısında intiharı düşünür. Meral, çakmağa benzin doldurmak için şişeyi eline aldığında bir kısmını eteğine döker. Tedirgin bir şekilde çakmağı ateşler ve eteğinin alev alması sonucunda yanarak ölür. Olayı haber alan Meral’in annesi Necile de geçirdiği kriz sonucu ölür. Roman böylece trajik bir sonla biter. İki bilinci arasında kalan Meral en sonunda ahlaki yönünün değil nefsinin ağır basması sonucu benliğin esiri olarak trajik sona ulamıştır. Meral ile birlikte “yalan ve sahte olan gitmiş; iyi ve güzel olan Samim’le birlikte kalmıştır.”

Peyami Safa’nın Simeranya’sı Hermann Hesse Kastalya’sına benzetilir ve arasında ki ütopik ilişki sürekli gözler önüne serilir. İki yazarımızda kendi yarattıkları yazarların ağzından zamanın eğitim anlayışını sert biçimde eleştirir. Çok sevdiğim ve bizim de günümüzde sancılarını çektiğimiz ezberci sistemi öyle eleştirir ki o yazarken ben seviniyorum.  Modelleme iki yazar üzerinden gidersek daha iyi anlayacaksınızdır. Hermann Hesse’nin Boncuk Oyunu kitabından bir alıntı yapacak olursam;
“Kastalien’de gençler, kutupluluk ilkesine inanmış bir sistem içinde yetişirler. Akıl ve duygu karşıtlığına uygun düşecek bir öğretime: Matematik ve müziğe başvurulur. Eğitim aracı olarak düşünülen boncuk oyunu, matematik ve müzikle bir oyun rahatlığı içinde çıkar gözetmeyen bir anlayışla uğraşma anlamındadır.”[5]


Simeranya ‘da Peyami Safa’nın tasavvuru ise şöyledir;
“ Çocuklar ve gençler, öğleden sonra istidatlarına göre, ayrı ayrı meslek şubelerinde staj görürler. Parazit değildirler. Büyüklere yardım ederler ve bir çıraklık devresi geçirirler.
- İstidatları değişirse?
- Mesleklerini de değiştirmek haklarıdır.  Bu istidatları tayin eden mükemmel testler vardır. Daha ziyade iş hayatındaki davranışlarına bakılır. Öğleye kadar ve isterlerse geceleri nazari araştırmalar ve incelemeler yaparlar. Fakat zorlama yoktur. Çünkü orada insan bir makine adam ve bir otomat değil, kabiliyetlerinin serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkân verilen manevi bir şahsiyettir.”

Görüldüğü üzere Peyami Safa Yalnızız romanı üzerine oldukça kafa patlatmış durumda. İlgi alanım Ütopya olunca aslında romanın vermek istediği öncelikli mesajlar arka planda kaldı. Konusu itibariyle psikolojik tahlil ve insanoğlunun yerleşik algısı ve yeni algısı arasında ki ikilemdir. Burada Selmin olsun Samim olsun bu gibi kişilerin batı dünyasının ülkeye ithalatıyla beraber giren çeşitli evresini görürüz. Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeğini konu edinir. Bu bağlamda çözümsüzlüğü yaşayan bireyler sonunda yalnız kalacaklardır. Bu yalnızlığın giderilmesinin tek yolu, oluşturulacak yeni bir felsefeyle yaratılacak dünya görüşüdür. Samim karakterinin metinde çok sayıda alıntılama yaptığını görüyoruz. Etkilendiği bilim ve düşünce adamlarından alıntılamalar yapan Samim, Abdülhak Hamid, Friedrich Nietzsche, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Fuzuli, Jean-Jacques Rousseau, Johann Wolfgang Goethe, Konfüçyüs, Martin Heidegger, Pierre Loti, Platon, Tevfik Fikret ve Yahya Kemal gibi isimleri anar. Bizi her yönden cezbeden romanı okumak hiçte zor olmadı. Araştırmalarım sonucu ortaya çıkan tablo biraz detaylı oldu. Tanıtımdan çok tahlil, incelemeye döndüğünün farkındayım. Fakat inanın sizde bir o kadar seveceksiniz. 1992 yapım sinema filmi beyaz perdeye aktarılmış. Fakat hiç ilgi görmemiş aksine beğenilmeyen filmler listesinde yer almış. Bir gün çok boş kalırsanız izleyebileceğiniz bir videoyu yazının altıda paylaşacağım. Şimdiden iyi okumalar.






[1] http://www.tdk.gov.tr/images/css/TDD/1952s6/1952s6_08_A_S_LEVEND.pdf
[2] http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1438012175.pdf
[3] http://www.tdk.gov.tr/images/css/TDD/1952s6/1952s6_08_A_S_LEVEND.pdf
[4] http://www.turkishstudies.net/Makaleler/863073017_22_do%C4%9Fanerveysel_335-351.pdf
[5] Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Kayseri. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ARAK, HERMANN HESSE’NİN BONCUK OYUNU VE PEYAMİ SAFA’NIN YALNIZIZ ROMANLARI’NDA EĞİTİM ELEŞTİRİSİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sinemanın Hikayesi - Dünden Bugüne

    Siyah Beyaz Kuşak – Sinemanın Hikâyesi       1800’lü yılların sonunda yeni bir sanat formu keşfedildi. Hayallerimize benzi...