Yalnızız – Peyami Safa
Kitaplar vardır değer yaratır kafanda oluşan
sorular silsilesine bir anda yanıt bulur. İşte bu yazarımızın romanı da benim
için öyle oldu. Bundan sonra ki adımım yazarın bütün kitaplarını almak olacak. Yazın
akışına geçmeden önce Peyami Safa’nın romanına verdiği ismi yorumlayan
Agâh Sırrı Levend’in ‘Yalnızız’ adlı
makalesinden yalnızlık olgusuna dikkat geçmek isterim;
Öz yurdunda
doğup büyüdüğü şehrin uğultulu hayatı içinde kendini yapayalnız bulan insan!
Bu, toplumdan kaçan ezelî küskün müdür? Yoksa günlük didişmelerin yükü altında
bunalıp da, dinlenme ihtiyacıyla yalnızlığa gömülen edebî yorgun mudur? Hayır,
hiçbiri değil; belki tamamıyla tersine olarak, ruhunda ideal hasreti yanan
“yalnız adam”dır. [....][1]
Olumsuz bir hava yaratan yalnızlık temalı roman
sanırız başlarda. Fakat ilerleyen bölümlerde kitabı süsleyen Safa bilgisini
gerçekten kullanmış diyor insan. Ana fikri aslında yıllardır okutulan ve
öğrenilen edebiyat bilgilerden farklı değil; Doğu- Batı sentezi. Tabi bunu yapmakla
haksız sayılmazlar. Zamanın sürekli devinim içinde olduğunu göz önüne alacak
olursak o dönemin atmosferi ve kültür ortamı bu gibi kavramlar etrafında
dönüyordu. Doğu- batı sentezi, psikolojik ruh tahsilleri ve batının bizim
ülkemizde ki etkileri daha çok gündemde tutulmuş. Ahmet Hamdi Tanpınar gibi
değerli yazarlımızla aynı dönemi paylaşan Cumhuriyet Dönemi yazarımız Peyami
Safa’da bu gibi konularda roman, deneme, piyes ve hikâye çalışmaları olmuştur.
Peyami Safa’nın romanlarını en önemli özelliği ruh tahlillerine önem
vermesidir. Yukarda bahsettiğim, Tanzimat Döneminden gelen batılılaşma sorunu
doğu-batı gibi sorunları eksen alan Cumhuriyet yazarlarımız üretkenliğini
farklı alanlar yaratarak da kullanmıştır. Buna iyi bir örnek olacak ‘Yalnızız’
yerleşmiş inançlar ve yeni değerler çatışmasını yaşayan insanın buhranlarını
yansıtır.
Yazarın tercihi
doğrultusunda romanda olay örgüsü ikinci planda kalmış; hayatın kronolojik
sırasında değil, psikolojik yapısına bağlı ilerlemiş. Romandaki kişiler gerçek
hayatta buluna bilir karakterlerdir. Akademi camiasında birçok tartışmayı
tetikleyen eser, araştırmalara konu olmuş ve kişiler üzerinde roman üzerinde
oldukça çalışmalar görmek mümkün. Örneğin Besim karakterini ‘Sempatik hedonisti’
şeklinde devam eden incelemeler mümkün[2].
Benim odaklanmak istediğim özellikle bir bölüm var. İlerleyen sayfada özetini
vereceğim fakat her özette beni kitaba biraz daha yiten ‘Simeranya’
anlatılmıyor. Peyami Safa bir başka karakter olan Samim üzerinden kendi kimliği
ve kişiliğini yansıtıyor. Samim bilgili okumuş ve ütopyası olan birisi;
Simeranya! Bu
da, romanınızın kahramanlarından Samim'in tasavvur ettiği yeni bir dünyadır;
"bugünkü insanın kendi kendisi hakkındaki telakkisinden, bilgisinin
temellerine metotlarına ve bütün sosyal müesseseleriyle değer sistemine kadar
baştanbaşa inkılaba muhtaç bir dünyanın huzursuzluğunu duyan bir adamın, yüz
elli yıl sonraki tekâmül imkânlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir
ülke"dir. Kendini yalnız ve başkalarından farklı bulan Samim, bu hayal
ülkesini sırası geldikçe kardeşine, yeğenine ve sevgilisine anlatır. Bu ülkede:
"bütün zıtlıklarımızı tasfiye eden bir ahenk" vardır. "Simeranya
‘da insanın ruhu, bugün sanıldığı gibi bir iç dünya değildir. Havayı dolduran
ve gizliliği kalmayan bir mana kesafetinin fertler tarafından massedilişi ve
bütün 1Jarlıldarın birinden ötekine intikal hadisesidir... Orada maddenin
katılaşmış bir ruh ve ruhun beş duyumuzca idraki mümkün olmayan ince bir madde
olduğu kabul edilmiştir...
" Samim,
tasavvur ettiği bu yeni ülkedeki öğretim ve eğitim nizamını şöyle anlatıyor:
"Simeranya ‘da her seviyeye göre okuma salonları, laboratuvarlar,
atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar
bunlara devam ederler. Her merak ettikleri mevzu kendileri etüt eder ve
öğrenirler. Çocuklar ve gençler için, araştırma metotları gösteren
kılavuz-öğretmenler vardır. Bunların vazifeleri öğretmek değil, öğrenmenin
yolunu öğretmektir. Çünkü Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında
öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi aratmaları neticesinde
öğrendiğini bilir.[3]
Yalnızız romanı
klasik olay örgüsü ile başlamaz. Yani romanın meselesi okuyucuya en başından
anlatılmaz. Yazar, romana hızlı bir girizgâh yapar ve okuyucu kendisini
olayların ortasında bulur.[4] Mefharet
Hanım ile Besim kahvaltı sofrasında Selmin’in Samim’den yani dayısından hamile
kalıp kalmadığına dair şüphelerini tartışırlar. Böylece okur bir anda romanın
içerisine dâhil edilmiştir. Karakter romanın başında tanıtılmaz. Roman
ilerledikçe okuyucu, karakterleri tanımaya başlar. Roman üç ana bölümden
meydana gelir. Bu ana bölümlerin alt bölümleri de vardır. Birinci bölüm
Samim’in ablası Mefharet Hanım ile Besim’in, Selmin’in kimden hamile kaldığını
öğrenme çabaları ile başlar. Mefharet Hanım ile Besim Samim’den şüphelendikleri
için onun içerisinde ütopik bir dünya olarak hayal ettiği Simeranya’nın da
olduğu defterini okurlar ve aslında Samim’im Selmin’in okul arkadaşı olan Meral
için yazdıklarının Selmin için yazıldığı fikrine kapılırlar. Selmin, nişanlısı
Ferhat’ın annesi ile yaşadıkları bir tartışmadan sonra evden kovulmasının intikamını
almak için Ferhat ile işbirliği yapmıştır. Kurdukları tuzağa göre Samim’i
Ferhat’ın kardeşi Meral’den uzaklaştıracaklardır. Selmin’in hamile gibi
davranması da bu oyunun bir gereğidir. Fakat Samim bu oyunu anlar ve Selmin ile
işbirliği yapar. Ondan Ferhat’ın planlarını ve Meral’in kendisine söylediği
yalanları öğrenir. Romanın ikinci bölümünde ise olay örgüsünün felsefî bir boyut
kazandığını görürüz. Özellikle bu kısımda olaydan çok durum tasvirleri, iç
konuşma ve bilinç akışına rastlarız. Simeranya’nın boyutları da yine bu bölümde
karşımıza çıkar. Bu bölümde Samim, bir Fransa hayranı olan Meral’i kendi
değerlerinin çemberine çekmek istemektedir. Meral için Fransa ve lüks önemli
bir yer teşkil eder. Meral materyalisttir. Maddenin onun hayatında önemli bir
yeri vardır. Samim, Meral’in bu tutumunu çok iyi bilmektedir ve onu bu durumdan
kurtarmak ister. Samim’in bütün uyarılarına rağmen Meral, Samim’in ikinci ben
dediği materyalist tarafının esiri olmaktan kendini kurtaramaz. Meral’in okul
arkadaşı Feriha yaşlı ve zengin bir adamla evlenip Paris’e yerleşmiştir. İstanbul’a
döndüğünde ona da yaşlı Şakir Bey’i bulduğunu ve onla evlenip Fransa ‘ya
gelmesi gerektiğini telkin eder. Meral tutkularının esiri olmuştur ve Samim’in
yaptıkları onun üzerinde gereken tesiri göstermez. Samim’e yalanlar söyleyerek Feriha’nın
yönlendirmeleri ile bir hayat yaşamaya çalışır. Samim, Meral’in söylediği bütün
yalanları eninde sonunda anlar. Samim bu yalanlara daha fazla dayanamaz ve
Meral ile olan ilişkisine son verir. Meral bu sondan sonra kendisini tamamen
ikinci benliğinin hâkimiyetine bırakır. Bu bölümün sonu Samim’in, Meral’in
annesi Necile’ye yaşadıklarını ve Meral’in yanlışlarını anlatmasıyla son bulur.
Yalnızız
romanının son kısmı ikinci bölüme nazaran olayların hızlandığı ve hareketli bir
bölümdür. Bunun en önemli sebebi bu bölümde romanın sonuna yaklaşırken bazı
düğümleri yazarın çözme isteğidir. Burada Meral, abisi Ferhat’ın kendisine
uyguladığı baskıdan tamamen bıkmıştır ve Feriha ile Paris’e kaçma planları
yapar. Ferhat ise bu durumun farkına varmıştır. Bu yüzden Meral’i eve kapatıp,
anahtarı saklar. Kaçmaya hazırlanan Meral, karşılaştığı durum karşısında
intiharı düşünür. Meral, çakmağa benzin doldurmak için şişeyi eline aldığında
bir kısmını eteğine döker. Tedirgin bir şekilde çakmağı ateşler ve eteğinin
alev alması sonucunda yanarak ölür. Olayı haber alan Meral’in annesi Necile de
geçirdiği kriz sonucu ölür. Roman böylece trajik bir sonla biter. İki bilinci
arasında kalan Meral en sonunda ahlaki yönünün değil nefsinin ağır basması
sonucu benliğin esiri olarak trajik sona ulamıştır. Meral ile birlikte “yalan
ve sahte olan gitmiş; iyi ve güzel olan Samim’le birlikte kalmıştır.”
Peyami Safa’nın Simeranya’sı Hermann Hesse
Kastalya’sına benzetilir ve arasında ki ütopik ilişki sürekli gözler önüne
serilir. İki yazarımızda kendi yarattıkları yazarların ağzından zamanın eğitim
anlayışını sert biçimde eleştirir. Çok sevdiğim ve bizim de günümüzde
sancılarını çektiğimiz ezberci sistemi öyle eleştirir ki o yazarken ben
seviniyorum. Modelleme iki yazar
üzerinden gidersek daha iyi anlayacaksınızdır. Hermann Hesse’nin Boncuk Oyunu
kitabından bir alıntı yapacak olursam;
“Kastalien’de
gençler, kutupluluk ilkesine inanmış bir sistem içinde yetişirler. Akıl ve
duygu karşıtlığına uygun düşecek bir öğretime: Matematik ve müziğe başvurulur.
Eğitim aracı olarak düşünülen boncuk oyunu, matematik ve müzikle bir oyun rahatlığı
içinde çıkar gözetmeyen bir anlayışla uğraşma anlamındadır.”[5]
Simeranya ‘da Peyami Safa’nın
tasavvuru ise şöyledir;
“ Çocuklar ve
gençler, öğleden sonra istidatlarına göre, ayrı ayrı meslek şubelerinde staj
görürler. Parazit değildirler. Büyüklere yardım ederler ve bir çıraklık devresi
geçirirler.
- İstidatları değişirse?
- Mesleklerini de değiştirmek
haklarıdır. Bu istidatları tayin eden
mükemmel testler vardır. Daha ziyade iş hayatındaki davranışlarına bakılır.
Öğleye kadar ve isterlerse geceleri nazari araştırmalar ve incelemeler
yaparlar. Fakat zorlama yoktur. Çünkü orada insan bir makine adam ve bir otomat
değil, kabiliyetlerinin serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkân
verilen manevi bir şahsiyettir.”
Görüldüğü
üzere Peyami Safa Yalnızız romanı üzerine oldukça kafa patlatmış durumda. İlgi
alanım Ütopya olunca aslında romanın vermek istediği öncelikli mesajlar arka
planda kaldı. Konusu itibariyle psikolojik tahlil ve insanoğlunun yerleşik
algısı ve yeni algısı arasında ki ikilemdir. Burada Selmin olsun Samim olsun bu
gibi kişilerin batı dünyasının ülkeye ithalatıyla beraber giren çeşitli
evresini görürüz. Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine
sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini
kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı
gerçeğini konu edinir. Bu bağlamda çözümsüzlüğü yaşayan bireyler sonunda yalnız
kalacaklardır. Bu yalnızlığın giderilmesinin tek yolu, oluşturulacak yeni bir
felsefeyle yaratılacak dünya görüşüdür. Samim karakterinin metinde çok sayıda
alıntılama yaptığını görüyoruz. Etkilendiği bilim ve düşünce adamlarından
alıntılamalar yapan Samim, Abdülhak Hamid, Friedrich Nietzsche, Georg Wilhelm
Friedrich Hegel, Fuzuli, Jean-Jacques Rousseau, Johann Wolfgang Goethe,
Konfüçyüs, Martin Heidegger, Pierre Loti, Platon, Tevfik Fikret ve Yahya Kemal
gibi isimleri anar. Bizi her yönden cezbeden romanı okumak hiçte zor olmadı.
Araştırmalarım sonucu ortaya çıkan tablo biraz detaylı oldu. Tanıtımdan çok
tahlil, incelemeye döndüğünün farkındayım. Fakat inanın sizde bir o kadar
seveceksiniz. 1992 yapım sinema filmi beyaz perdeye aktarılmış. Fakat hiç ilgi görmemiş aksine beğenilmeyen filmler listesinde yer almış. Bir gün çok boş kalırsanız izleyebileceğiniz bir videoyu yazının altıda paylaşacağım. Şimdiden iyi okumalar.
[1] http://www.tdk.gov.tr/images/css/TDD/1952s6/1952s6_08_A_S_LEVEND.pdf
[2] http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1438012175.pdf
[3] http://www.tdk.gov.tr/images/css/TDD/1952s6/1952s6_08_A_S_LEVEND.pdf
[4] http://www.turkishstudies.net/Makaleler/863073017_22_do%C4%9Fanerveysel_335-351.pdf
[5] Erciyes
Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Kayseri. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ARAK, HERMANN
HESSE’NİN BONCUK OYUNU VE PEYAMİ SAFA’NIN YALNIZIZ ROMANLARI’NDA EĞİTİM
ELEŞTİRİSİ


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder