16 Şubat 2017 Perşembe

Afganistan'da Çocuk Çok Ama Çocukluk Yok


Uçurtma Avcısı

          Herkesin bir hikâyesi vardır; insanların, ülkelerin hatta hayvanların bile. Bu hikâye bize yakın komşumuz Afganistanlı Halit Hüseyin sunmaktadır. Bizim coğrafyamızdan çok da farklı olmayan Afganistan’ın gelişim süreci sancılı olmuştur. Bugün hala Talibanla mücadele içinde olan halkın terör sorunlarından sadece bir tanesidir. Afganistan’ı daha yakından tanımak ve araştırmak için bu sunum güzel bir başlangıç olabilir[1]. Benim sizi götüreceğim veya kitabın bizi götüreceği tarih yakın geçmiş zamana dayanmakta. 24 Aralık 1979-15 Şubat 1989 Sovyet-Afgan savaşından tutunda yazarın romanı bitirdiği tarihe yani 2003’e kadar bir kesite yer vermiştir. Romanda birçok konuya değinen yazar başta terör olgusu dikkat çekmektedir. Ülkelerin artık kaderi olmaktan çıkan terör; dünyanın vicdanını sızlatan küresel boyut kazandı. Terörün bile evirildiği dünyada birbirimizi suçlamayı hiç mi ama hiç ihmal etmedik. Fakat bu noktada aynaya bakmaktan kaçıp yanımızda ki veya karşımızda ki insanları, grupları, ülkeleri ve ideolojileri suçlamak her zaman daha kolay gelmiştir. Afganistan bu yönüyle birçok ülkeden daha çok acılar çekmiş toplumsal psikolojisi oldukça etkilenmiştir. Durum böyleyken Uçurtma Avcısı kahramanları hasan ve emirin aile sevgi saygı bağlılık ihanet ve toplumun acılarını göreceksiniz. Kitaptan biraz bahsedecek olursam;

     Kabil'in Vezir Ekber Han bölgesinden bir Peştu’n olan Emir isimli çocuğun hikâyesi anlatılmaktadır. Emir aynı zamanda hikâyenin anlatıcı konumundadır.  Emir, çocukluk arkadaşı ve sütkardeşi Hazara olan Hasan'a ihanet edişini unutamamaktadır. Emir, babasından biraz olsun sevgi ve ilgi görebilme isteği ona pişman olacağı davranışlar yaptırmaktadır; bu davranışlardan zarar gören, en yakın dostu olduğunu itiraf edemediği Hasan'dır. Hikâye boyunca Emir'in monarşi Afganistan'dan ABD'ye geçişi, uyumu, hizmetkârın oğlu Hasan ile çocukken aralarında geçenler ve bunun Emir üzerindeki sosyal, psikolojik ve etnik etkileri detaylı bir biçimde anlatılmaktadır. Hasandan biraz daha bahsedecek olursam; Emir'i gördüğü dönem boyunca ona hep sadık ve bağlı kalmıştır. Hazara olduğu için tıpkı diğer Hazaralar gibi hor görülür ve dışlanırdı. Yine bu sebepten dolayı kaynaklanan bir olayda Emir, Hasan'ı korumadığı ve onun hayatının en büyük darbesini yemesine göz yumduğu ve daha sonra ona yaptığı kötülüklerden dolayı, kendini affetmemiştir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Hasan ve Emir arasındaki trajik gerçek ortaya çıkmıştır. Bu olay ve sonrasında yaşananlar Emir'in kendisini biraz da olsa affetmesine olanak sağlamıştır. Hikâye Afganistan'da krallığın çöküşü, Sovyet işgali, ülkeden Pakistan'a ve Amerika'ya toplu göç ediş ve Taliban yönetimi gibi kargaşalı bir ortamda kurgulanmıştır. Etkileyici ve bir o kadarda sürükleyici olan romanı şiddetle tavsiye ederim. Beyaz perdeye aktarılmış olan roman aynı isimle seyircisiyle de buluşmuştur. Benim fikrimi soracak olursanız filminden ziyade daha cazip teklif yapacağım sizlere. ‘Kandahar’a Yolculuk’ isimli belgesel tadında filmi izlerseniz kitapla bir bütünlük kazanacaktır. Belgeselin bana sorduğu soru terörü veya yıkıcı olayları dışarıda aramak yerine kendimizin radikal boyuta ulaşan eğitimimiz veya öğretilerimiz oldu. Zamanın Taliban’ı ülkeyi Sovyet’ten kurtarayım derken kendisi esir almış duruma geldi. Bugün ise başımızda Taliban dan farklı olmayan İŞİD türedi. Sorularımı önce kendimize soralım sonra cevap arayalım. Eğer cevabını bulursak bir başkasına yönlendirilebilir demektir. Bu bana Albert Einstein’ın sözünü hatırlatıyor; “problemlerimizi problemleri yaratan düşünce tarzı ile asla çözemeyiz.” Belgeselden kısa bir fragman yazımın altında bulabilirsiniz.




[1]http://assam.org.tr/document/sunum/afganistansunum-kayseri.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sinemanın Hikayesi - Dünden Bugüne

    Siyah Beyaz Kuşak – Sinemanın Hikâyesi       1800’lü yılların sonunda yeni bir sanat formu keşfedildi. Hayallerimize benzi...