Uçurtma Avcısı
Herkesin bir hikâyesi vardır; insanların,
ülkelerin hatta hayvanların bile. Bu hikâye bize yakın komşumuz Afganistanlı Halit
Hüseyin sunmaktadır. Bizim coğrafyamızdan çok da farklı olmayan Afganistan’ın
gelişim süreci sancılı olmuştur. Bugün hala Talibanla mücadele içinde olan
halkın terör sorunlarından sadece bir tanesidir. Afganistan’ı daha yakından
tanımak ve araştırmak için bu sunum güzel bir başlangıç olabilir[1]. Benim sizi götüreceğim
veya kitabın bizi götüreceği tarih yakın geçmiş zamana dayanmakta. 24 Aralık
1979-15 Şubat 1989 Sovyet-Afgan savaşından tutunda yazarın romanı bitirdiği
tarihe yani 2003’e kadar bir kesite yer vermiştir. Romanda birçok konuya
değinen yazar başta terör olgusu dikkat çekmektedir. Ülkelerin artık kaderi
olmaktan çıkan terör; dünyanın vicdanını sızlatan küresel boyut kazandı.
Terörün bile evirildiği dünyada birbirimizi suçlamayı hiç mi ama hiç ihmal
etmedik. Fakat bu noktada aynaya bakmaktan kaçıp yanımızda ki veya karşımızda
ki insanları, grupları, ülkeleri ve ideolojileri suçlamak her zaman daha kolay
gelmiştir. Afganistan bu yönüyle birçok ülkeden daha çok acılar çekmiş
toplumsal psikolojisi oldukça etkilenmiştir. Durum böyleyken Uçurtma Avcısı kahramanları
hasan ve emirin aile sevgi saygı bağlılık ihanet ve toplumun acılarını
göreceksiniz. Kitaptan biraz bahsedecek olursam;
Kabil'in
Vezir Ekber Han bölgesinden bir Peştu’n olan Emir isimli çocuğun hikâyesi
anlatılmaktadır. Emir aynı zamanda hikâyenin anlatıcı konumundadır. Emir, çocukluk arkadaşı ve sütkardeşi Hazara
olan Hasan'a ihanet edişini unutamamaktadır. Emir, babasından biraz olsun sevgi
ve ilgi görebilme isteği ona pişman olacağı davranışlar yaptırmaktadır; bu
davranışlardan zarar gören, en yakın dostu olduğunu itiraf edemediği Hasan'dır.
Hikâye boyunca Emir'in monarşi Afganistan'dan ABD'ye geçişi, uyumu, hizmetkârın
oğlu Hasan ile çocukken aralarında geçenler ve bunun Emir üzerindeki sosyal,
psikolojik ve etnik etkileri detaylı bir biçimde anlatılmaktadır. Hasandan
biraz daha bahsedecek olursam; Emir'i gördüğü dönem boyunca ona hep sadık ve
bağlı kalmıştır. Hazara olduğu için tıpkı diğer Hazaralar gibi hor görülür ve
dışlanırdı. Yine bu sebepten dolayı kaynaklanan bir olayda Emir, Hasan'ı
korumadığı ve onun hayatının en büyük darbesini yemesine göz yumduğu ve daha
sonra ona yaptığı kötülüklerden dolayı, kendini affetmemiştir. Kitabın
ilerleyen bölümlerinde Hasan ve Emir arasındaki trajik gerçek ortaya çıkmıştır.
Bu olay ve sonrasında yaşananlar Emir'in kendisini biraz da olsa affetmesine
olanak sağlamıştır. Hikâye Afganistan'da krallığın çöküşü, Sovyet işgali,
ülkeden Pakistan'a ve Amerika'ya toplu göç ediş ve Taliban yönetimi gibi
kargaşalı bir ortamda kurgulanmıştır. Etkileyici ve bir o kadarda sürükleyici
olan romanı şiddetle tavsiye ederim. Beyaz perdeye aktarılmış olan roman aynı
isimle seyircisiyle de buluşmuştur. Benim fikrimi soracak olursanız filminden
ziyade daha cazip teklif yapacağım sizlere. ‘Kandahar’a Yolculuk’ isimli
belgesel tadında filmi izlerseniz kitapla bir bütünlük kazanacaktır. Belgeselin
bana sorduğu soru terörü veya yıkıcı olayları dışarıda aramak yerine kendimizin
radikal boyuta ulaşan eğitimimiz veya öğretilerimiz oldu. Zamanın Taliban’ı
ülkeyi Sovyet’ten kurtarayım derken kendisi esir almış duruma geldi. Bugün ise
başımızda Taliban dan farklı olmayan İŞİD türedi. Sorularımı önce kendimize
soralım sonra cevap arayalım. Eğer cevabını bulursak bir başkasına yönlendirilebilir
demektir. Bu bana Albert Einstein’ın sözünü hatırlatıyor; “problemlerimizi
problemleri yaratan düşünce tarzı ile asla çözemeyiz.” Belgeselden kısa bir
fragman yazımın altında bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder