Kitap Hırsızı
Bize öğretilen Tarih’i bilgilerin rezil
bilgiler olduğunu hiç düşündünüz mü? Sebebini
bilmediğim bir soruyu cevaplıyorum bugün; neden ezber Tarih’i sevmiyorum. Benim
dünyamda Tarih bilimsel metodolojiden kopmuş ve kitaplarda anlatılan ezberci ve
klasik bir bütünlüğe kavuşmuş durumda. Asıl öğrenmek istediğim bilgi alınan
kararların yaptırımların ve anlaşmaların sonucu olmuştur. 1939 yılında Almanya'nın
başına Nazi Partisi geçtiğini biliyorum. Bu bilgi bana öncü olsun fakat konun
tamamen bu olması göz ardı edilen; halk, ezilen sınıflar ve hep tarihin kirli
sayfasına sıkışmış insanlar arka planda kalmakta. Asıl ilgilenmek istediğim
sorun şu; Nazi Partisi iktidarı sürecinde ki yaptırımları, kararları ve
anlaşmaları. Akabinde bunu takip eden olayların halkta, coğrafyada ve dünya
dönüşümünde ki etkileri. Hemen sizi bu bağlamda alınan kararların halk üzerinde
ki etkilerini, yaralarını ve psikolojilerini inceleyen Markus Zusak imzalı ‘Kitap
Hırsızına’ göz atmak yerinde olacaktır. Bir önceki yazımda vurguladığım gibi
her varlığın evrimi sancılı olmuştur. Dün bu konu Afganistan iken bugün Almanya
olacak. Sevgili kitap arkadaşlarımın armağanı olan kitap bizleri 1940lı-50li
yıllara götürecek.
“ II. Dünya Savaşı'nın dorukta olduğu bu
günlerde, bir üvey anne ve baba ile birlikte yaşayan genç kızın, evlerine
sakladıkları genç ile aralarındaki ilişki anlatılır. Liesel trende kardeşi
öldüğü esnada, onları evlat edinecek olan üvey anne ve babasının yanına gitmektedir.
Kardeşinin cenazesinde bir kitap bulan Liesel, onu hatırlamak için kitabı
saklar. Kalacağı eve geldiğinde, üvey babası Hans Hubermann ona okumayı
öğretir. Nazilerin kitap yakma töreninde, yanmakta olan kitaplar aracılığı ile
bir subay Liesel'i ahlaksız ve uygunsuz düşünceler ile kışkırtır ve Alman
toplumunun temiz kalabilmesi hakkında bir konuşma yapar. Kitap yakımı töreninin
ardından, Liesel ateşin altında kalan bir kitabı alarak saklar ve onu evine
götürür. Bu esnada onu, üvey annesi Rosa Hubermann'ın bir müşterisi ve belediye
başkanının karısı olan Ilsa Hermann görür. Liesel, belediye başkanının evini
ziyaret ettiği bir gün, Ilsa ona muhteşem kütüphanelerini gösterir ve kitapları
onunla paylaşmaya başlar. Ancak belediye başkanı bir gün Liesel'i görür ve
evden kovar. Liesel, böylece okumaya karşı olan sevgisi nedeniyle, kütüphaneye
gizlice gelip kitapları ödünç olarak alır ancak bu nedenden dolayı ‘Kitap Hırsızı’
lakabıyla anılmaya başlar.
“Kelimeler. Neden var olmak
zorundaydılar ki? Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Kelimeler olmadan
Führer bir hiçti. Topallayan esirler, teselli ihtiyacı veya bize kendimize daha
iyi hissettirecek kelime oyunları olmazdı.[1]”
Bu esnada; savaş nedeniyle oluşan
aşırı gerginlik nedeniyle üvey babası Hans'ın bir tanıdığı olan Max Vandenberg
isimli Yahudi bir genci, evlerinin bodrum katında gizlemek zorunda kalırlar.
Max, yaşamını tehlikeye atmamak için evi terk edemez. Böylece Max ve Liesel
birlikte okumaya başlayarak, birbirleri ile hikâyeler paylaşırlar.”
Yazar bir savaşın insanlar üzerindeki etkilerini, hayatlarını nasıl
değiştirdiğini etkili bir şekilde anlatabilmiştir. Azrail’in dilinden yazılan
bu kitabı okurken kendinizi oradaymış gibi hissedeceğinize eminim. Kitap birçok
ödüle sahip ve sinemaya uyarlanmıştır. Kanaatimce öncelikle kitabı okuyun
ardından -izlerseniz- filmini izleyin ki başarısız olduğunu anlamış olursunuz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder