17 Şubat 2017 Cuma

'Kitap Hırsızı' Gözünden Almanya


Kitap Hırsızı

     Bize öğretilen Tarih’i bilgilerin rezil bilgiler olduğunu hiç düşündünüz mü?  Sebebini bilmediğim bir soruyu cevaplıyorum bugün; neden ezber Tarih’i sevmiyorum. Benim dünyamda Tarih bilimsel metodolojiden kopmuş ve kitaplarda anlatılan ezberci ve klasik bir bütünlüğe kavuşmuş durumda. Asıl öğrenmek istediğim bilgi alınan kararların yaptırımların ve anlaşmaların sonucu olmuştur. 1939 yılında Almanya'nın başına Nazi Partisi geçtiğini biliyorum. Bu bilgi bana öncü olsun fakat konun tamamen bu olması göz ardı edilen; halk, ezilen sınıflar ve hep tarihin kirli sayfasına sıkışmış insanlar arka planda kalmakta. Asıl ilgilenmek istediğim sorun şu; Nazi Partisi iktidarı sürecinde ki yaptırımları, kararları ve anlaşmaları. Akabinde bunu takip eden olayların halkta, coğrafyada ve dünya dönüşümünde ki etkileri. Hemen sizi bu bağlamda alınan kararların halk üzerinde ki etkilerini, yaralarını ve psikolojilerini inceleyen Markus Zusak imzalı ‘Kitap Hırsızına’ göz atmak yerinde olacaktır. Bir önceki yazımda vurguladığım gibi her varlığın evrimi sancılı olmuştur. Dün bu konu Afganistan iken bugün Almanya olacak. Sevgili kitap arkadaşlarımın armağanı olan kitap bizleri 1940lı-50li yıllara götürecek.

       “ II. Dünya Savaşı'nın dorukta olduğu bu günlerde, bir üvey anne ve baba ile birlikte yaşayan genç kızın, evlerine sakladıkları genç ile aralarındaki ilişki anlatılır. Liesel trende kardeşi öldüğü esnada, onları evlat edinecek olan üvey anne ve babasının yanına gitmektedir. Kardeşinin cenazesinde bir kitap bulan Liesel, onu hatırlamak için kitabı saklar. Kalacağı eve geldiğinde, üvey babası Hans Hubermann ona okumayı öğretir. Nazilerin kitap yakma töreninde, yanmakta olan kitaplar aracılığı ile bir subay Liesel'i ahlaksız ve uygunsuz düşünceler ile kışkırtır ve Alman toplumunun temiz kalabilmesi hakkında bir konuşma yapar. Kitap yakımı töreninin ardından, Liesel ateşin altında kalan bir kitabı alarak saklar ve onu evine götürür. Bu esnada onu, üvey annesi Rosa Hubermann'ın bir müşterisi ve belediye başkanının karısı olan Ilsa Hermann görür. Liesel, belediye başkanının evini ziyaret ettiği bir gün, Ilsa ona muhteşem kütüphanelerini gösterir ve kitapları onunla paylaşmaya başlar. Ancak belediye başkanı bir gün Liesel'i görür ve evden kovar. Liesel, böylece okumaya karşı olan sevgisi nedeniyle, kütüphaneye gizlice gelip kitapları ödünç olarak alır ancak bu nedenden dolayı ‘Kitap Hırsızı’ lakabıyla anılmaya başlar.
“Kelimeler. Neden var olmak zorundaydılar ki? Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Kelimeler olmadan Führer bir hiçti. Topallayan esirler, teselli ihtiyacı veya bize kendimize daha iyi hissettirecek kelime oyunları olmazdı.[1]

Bu esnada; savaş nedeniyle oluşan aşırı gerginlik nedeniyle üvey babası Hans'ın bir tanıdığı olan Max Vandenberg isimli Yahudi bir genci, evlerinin bodrum katında gizlemek zorunda kalırlar. Max, yaşamını tehlikeye atmamak için evi terk edemez. Böylece Max ve Liesel birlikte okumaya başlayarak, birbirleri ile hikâyeler paylaşırlar.”

  Yazar bir savaşın insanlar üzerindeki etkilerini, hayatlarını nasıl değiştirdiğini etkili bir şekilde anlatabilmiştir. Azrail’in dilinden yazılan bu kitabı okurken kendinizi oradaymış gibi hissedeceğinize eminim. Kitap birçok ödüle sahip ve sinemaya uyarlanmıştır. Kanaatimce öncelikle kitabı okuyun ardından -izlerseniz- filmini izleyin ki başarısız olduğunu anlamış olursunuz.



[1] s544, Kitap Hırsızı, Markus Zusak, Martı Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sinemanın Hikayesi - Dünden Bugüne

    Siyah Beyaz Kuşak – Sinemanın Hikâyesi       1800’lü yılların sonunda yeni bir sanat formu keşfedildi. Hayallerimize benzi...